Laf

Gönerdiliyor
Kullanıcı Oyları
0 (0 Oylar)

Laf

 

Laf aramızda kalmasın dedim. Bana atılmıştı size vereyim istedim.

Şiir yazan, şiir düşünen birisi olarak, yine şiirime katkısı olsun diye, yaratıcı yazarlık atölyesine katılmıştım. Aklım hep şiirde idi, öyle ki şiir dışındaki metinlerin doğal olarak işleneceğini aklıma bile getirmemiştim.

Aydın Şimşek, öykü yazma ödevi verince, uzaydan taş getirme görevi almışım gibi hissettim. Yürüyerek uzaya gidecektim, orada bir gezegen bulacaktım, taş alıp, yine yürüyerek tam vaktinde dünyada olacaktım. Benim için şiir dışında bir şey yazmak bu kadar zor geldi.

Klavyenin başına oturdum. Her tuşa bastığımda kemiklerim kırılıyordu. Niye mi? Adam evden çıktı, üzerinde siyah ceketi, elinde ağır çantası vardı, yağmur gözlüklerinden gözyaşı gibi süzülüyordu, köşeyi dönünce durdu, kalbinin üzerindeki taşı attı, gibi şimdi yazdığım cümleyi neden böyle uzun uzun yazayım ki, pıt diye birkaç kelime, satır, dize ile söylemek istenen pekala anlatılabilirdi.

 

İşte böyle böyle kırılan kemiklerimin arasından, çok da uzun olmayan bir öykücük ödevi yazmıştım. Kurgu yapmak, hayalden bir şeyler uydurmak ateşi içimde çoğunlukla yanmadığından, bir zamanlar yaşadığım bir günümü, olayımı konu edinmiştim. 

 

Atölyede sıra bana gelip okuduğumda, herkesler, şiir gibi olmuş dedi.

Bu iltifat mıydı bu olmamış demek miydi? 

Gezegenden bir taş getirmiştim, herkesler, taş, gösterdiğimiz taştan olmalı demişti.

 

Kocaman bir kazma aldım elime, her yanından şiirsel söyleyiş kokan yazının, şiirsel kokusunu yok etmek üzere yeminli bir kazıcıya dönüşmüştüm. Uzun yollardan gitmek gerekiyordu, olanı uzatmak sündürmek gerekiyordu, şiirin ihtiyaç duymadığı tüm mal varlıklarını, öykünün zimmetine geçirmek gerekiyordu.

 

Şiir mayalı bendenize, öykü mayalı dostların geribildirimleri geldikçe, “laf’ı” revize ediyordum. 

Lafın kısası, laf hayatımın ilk öyküsü, yazdım mı, bitti mi, şiir mi oldu, öykü mü oldu bilemiyorum hala.

 

Şimdi geriye baktığımda anlıyorum ki, öyküyü seveceksem, kısa öyküleri sevecekmişim. 

Ömür çalmayan her şeyi sevdiğim gibi.

 

Dilekçe de yazsam, öykü de yazsam, şikayet mektubu da yazsam, şiirsel olmuş tanımlaması hep var oldu.

Üzüleyim mi sevineyim mi bilemiyorum?

Herkesin bir aslı varmış, anlıyorum ki benim de aslım şiirmiş.

 

Düz yazı diye, kafamda, uzakta, çok uzakta bir kabile vardı, ben düz yazı yazmak kabilesini tanımak istedim. 

O kabilede bir günüm, önüm şiir, arkam şiir ve hislerim.

 

Bir laf, ne büyük bir izdir insan ömründe.

 

 

Laf

oyku-laf-nehissettinseo-2-e1591951896366 Laf Öykü

Çocuk, bisikletinin üzerinden, boy boya gelişimizi fırsat bilerek laf attı. Gözlerimle Osmanlı tokadını yapıştırdım. Handiyse orada kulaklarını kesip onsuz asacaktım.

 

“Annen yaşındayım.”

 

“O zaman annem gibi giyinsene,” dedi çocuk.

 

İnsan nasıl giyinirdi? İnsanı ne giydirirdi?

Öğrendikleri, yalnızlığı, aşkları, sözleri, gezmeleri, başkaları…

 

Annen gibi giyinmek için içini doldurmam… gerekiyor diye düşünürken, donmuş bakışlarımdan irkilmiş olmalı ki düştüğü yerden gitmek yerine bakıyordu hâlâ.  

 

Gözlük gözü, göz yaşı, yaş özü, öz yaşanmış da süzülmüş ince sızılarımı saklıyormuş. Döküldü birden. Bu sefer bakışlarının pervasızlığıyla gözlüğümü aşmasına fırsat vermedim.

 

“Nereden biliyorsun gemici düğümünü çocuk!”

 

Oysa doğduğuna pişman ekmekti niyetim.

 

“Annen yerinde olup, ölmeye yetmeyeek gücüm.”

 

“Yaşım annen, ruhum çocuk.”

 

“Haydi toz ol, toza karış, kulaklarını al çocuk”

 

Şükran Aydın

30.07.2006 Pazar 01:33

 

 

Diğer Öyküler

https://nehissettinseo.com/oyku/

 

 

 Laf Öyküsünde Ne Hissettiniz?

Laf aramızda kalmasın, aşağıdaki yoruma neler düşündüğünüzü yazabilir misiniz? Teşekkür ederim

 

 

Laf Öyküsünü Paylaşır mısınız?

Öykü kokusu seven dostlarınızla paylaşır mısınız? Teşekkür ederim.

 

Bu yazı 18.06.2020 tarihinde güncellenmiştir.

Yazar

İlgili Yazılar

Yorum Ekle